29 Mart 2012 Perşembe

Siyah ve Beyaz

siyahlar ve beyazlar... hayatımızdan hiç eksik olmayan iyiler ve kötüler, arasını bulamamış, ortalarda dolanan kişilikler. ne onlarla oluyor ne onlarsız. bazen birbirimize karşı bazen yan yana yola devam ediyoruz. ama kimse ayrımına varamıyor. beyazsa iyi siyahsa kötü dediğimiz olaylar bizi şaşırtabiliyor. ne zaman ne olacağını, kimin ne çıkacağını, neyin iyi neyin kötü olacağını bilmiyoruz. bilemiyoruz. böylece ara renk olarak kalıyoruz ortada. bir kutup seçemiyoruz kendimize. kesin bir yola giremiyoruz kimseyle...
bazen öyle bir an geliyor ki yeter diyorsun. yeter artık bitsin ve çekip gideyim. olmuyor ama ne yaparsan yap bitmiyor ve sen de gidemiyorsun. yaşamlarımız bizi belimizden öyle kalın iplerle bağlamışlar ki daha sokaktan çıkmadan geri çekiliyorsun. acısıyla tatlısıyla güzellikleriyle çirkinlikleriyle hayatından memnun olmalısın evet. aileni, arkadaşlarını, akrabalarını varsa sevgilini sevmelisin. elindekiyle mutlu olmayı öğrenmelisin ama insanoğlunun istediği her şey bu değildir ki! özgürlük ister olabildiğine özgürlük. elimden gelse sırt çantamı sırtma alır,sandviçimi hazırlar yola çıkardım. farklı kültüler, farklı yaşamlar, farklı insanlar, hayaller, düşünceler... sığ hayatımızda yapabildiklerimiz sınırlı. okurken derslerin, aileni memnun etme çaban; evliyken geçim sıkıntın, hayatın zorlukları, çocuklarına gösterdiğin özveri, ayrıcalıklar... hayatın her evresin de sana kalan zaman dilimi çok çok çok az. özgür değiliz bu yüzden işte. özgürlük bu değil. böyle ordan oraya savrulurken de siyahlar beyazlar birbirine giriyor. kimisine göre ya olur ya olmaz, kimisi polyanacılık oynar, kimi umursamaz olur. türlü çeşit karakterler beraber aynı havayı soluyoruz ve çoğu zaman farklı olanı ayırt edemiyoruz. şansın varsa farkedilirsin, bir yerlere varırsın. ama eğer şans kapının önünden bile geçmediyse bir bach gibi yeteneğin dahi olsa olduğun yerde sayarsın, hiçbir emelini gerçekleştiremezsin.
işte böyle şeyler de hayatın siyah ve beyazıdır. bize göre iyi ve kötüsü. yapmamız gereken yıldızları toplamaktır yani umudumuzu kaybetmemektir. iyi umutlanmalar...

28 Mart 2012 Çarşamba

Yine Yeni yeniden...

Yine yeni yeniden kelimelerin çekim gücüne bırakıyorum kendimi. Küçükken, nerden geldim, nasıl geldim, kimim gibi soruların hiç önemli olmadığı, bir başlayınca bir daha kopulmayan kara deliğe düştüm ; kitap aşkına. Okumayı öğrendiğim, ilk okuma kitabımı elime aldığım zaman ki gibi kalbim güm güm atıyor bir yazıya başlayacağım zaman. Nasıl böyle bir aşka düştüm inanın hiç bilmiyorum. Bir kitap gördüğümde ismini okumadan geçemiyorum yanından, kayıtsız kalamıyorum. Küçük bir kağıt parçasında bile yazanı okumaya çalışıyorum. Kimbilir belki de benim hayat felsefem o paçavra dediğimiz, küçük kağıt parçasında yazıyordur. İşte zaman geçtikçe ben kitap okudukça, daha çok daha çok almak istedim. Her şeyi okumak istedim. Her yeri görmek, bilmek, bir sürü insanla tanışmak istedim. Okuduğum her kitapla kendimi özleştirdim. Her bir satırın da kendimden izler buldum. Sanki hepsini ben yazmıştım. Her kitapta farklı insanların hayallerine daldım, her seferin de bambaşka yerler gördüm. Benim aşkım öyle kuvvetliydi ki bazen kitapların içinde yaşamaya başlamıştım. Böyle olunca şeyda dedim kendi kendime sen artık bir kitap yazmalısın. Ve anında parmaklarım işlemeye başladı. Her şey o kadar hızlı, o kadar çabuk geçiyordu ki gözlerimin önünden, kafamdan,  neyi nasıl ne zaman yazacağımı şaşırdım. Düşüncelerimi bir anda kağıda dökmeye çalıştım ama olmadı. O kadar çok, o kadar kuvvetli hayallerim vardı ki, ne dilim yetişebildi anlatmaya ne de parmaklarım yazmaya... bende ağırdan almaya karar verdim. ilk önce düşüncelerimi hafifletmeye başladım ve blog açtım. Bir hayalperest olarak ucu bucağı görülmeyen, çoğu kişinin imkansız diye tabir ettiği fikirlerim vardır. Bu yüzden ailede çoğu zaman alay konusu olurum. Ama kitaplarım gün ışığına çıkmaya başladığında ve farkıma vardıklarında, hayal gücü neymiş herkes öğrenecek. Ne demiş Eınsteın " Dünyayı hayal gücü döndürür."